hayata dair her şey..

hayata dair her şey..


9 Mart 2013 Cumartesi

Küçük Dokunuşlar..






Ve usulca fısıldadı zaman;
"Bana bırak"...


Hiç gitmeyecekmiş gibi sevenler,
Hiç sevmemiş gibi gittiler...  Edip Cansever

Gözleri uzaklara dalan birinin, yakınlarda olmayan bir hikayesi vardır...

Dünyanın en güzel hissi, birinin yüzündeki gülümsemenin sebebi olduğunu bilmektir...

Sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin? diye
Ben ki; "çayı bile iki şekerli içerim, birlikte erisinler diye"        Sunay Akın

Gitmekle gidilmiyor ki..
Gitmekle gitmiş olamazsın..Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır... 
Cemal Süreyya

Seni sevmekle biriktirdigim cümlelerim var...
Seni ÖZLEMEKLE tükettigim zamanlara inat...


Dost acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyebilendir..  Mevlana

 
Her birimiz tek kanatlı melekleriz ve bizler ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz..  Mevlana

Benim yalnızlığım insanlarla dolu..  Franz Kafka

 
Keşke hep çocuk kalsaydık da en büyük yaramız dizimizdeki yara olsaydı..  Cemal Süreyya

Dediler ki; "yaşından çok daha olgunsun." 
Evet, dedim. Çünkü hep büyüklük bende kaldı..                                 Murathan Mungan

"Neden durgunsun?" sorusuna cevap aramaktan ve bunu sormasınlar diye gülümsemekten yoruldum..  Cemal Süreya

 Ve bazıları; yokken bile vardır, fazlasıyla..  Edip Cansever

Ya al götür geri kalanımı
Ya da gel tamamla eksik yanımı..  Mevlana
Olduğu "kadar", olmadığı "kader".. Şems-i Tebrizi
Yalnızlık paylaşılmaz,                                                                                              paylaşılsa yalnızlık olmaz.. Özdemir Asaf
Geleceği merak etme, nasıl olsa gelecek. Ama geçecek olanı iyi düşün, çünkü aklından silinmeyecek.. Balzac
Kimse bilsin istemiyorum kalbimin kırıldığını. İşte bu yüzden herkesten gizlerim; yüzüm gülerken içimin ağladığını.. Sunay Akın
Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi kurusun diye kaç kez güneşe asılmaktan.. Sunay Akın
Ne garip şey şu mutluluk..! Gitti mi gider,çağırsan gelmez, gelse de kalmaz, kalsa bile yetmez..  Sunay Akın 
Mutluyken görmezden geldiğin şeyler, mutsuzken canını yakar; Çünkü insan hatalarını mutluyken değil, hep mutsuzken anlar.. Çehov
Çok gülen insana iyi davranın, çünkü bir yerlerde hep tek başına ağlar..    Can Yücel
 
 
 
 
 

27 Şubat 2013 Çarşamba

Duygusal Hikayeler..

 
 
 
 
ANNE GÖZÜYLE GÖRMEK
 
    Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilkokula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
    Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. 
    Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.
    Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak;
"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."


Cüneyd Suavi
 
Sevgilerimle,
 
 
 
 
 
 
 
 

22 Şubat 2013 Cuma

Muhteşem Üçlü..




   Çocukluğumuza ait büyük bir resim vardır anılarımızda. Ne kadar zaman geçse de üzerinden, daha dün gibi hatırlarız o resmin her köşesini. Benim çocukluğuma ait resmimde kış geceleri önemli bir yer kaplar. Hatırlarsanız bir önceki yazımda kar, soba, kestane ve ıhlamurun anılarımdaki yerinden ve öneminden sizlere bahsetmiştim.
   Bir de kış deyince aklıma şu muhteşem üçlü gelir; boza, tarçın ve sarı leblebi. Nasıl güzel bir lezzettir, tadına doyum olmaz. Boza bize özgü bir içecek olmamasına rağmen; o kadar uzun zamandır (hatta en eski)  Türklerin hayatında ki artık bizden bir tat olduğunu söyleyebiliriz.
   Çocukluğumda bizim evde kış gecelerinin olmazsa olmazıydı boza. Annem çok severdi gerçi hala da öyle. Onun için babam sık sık alırdı. Bazen de boza içmeye Vefa’ya giderdik. Özellikle kar yağdığı zaman gece yürüyüşlerine çıktığımızda boza içmeden eve dönmezdik.

   Soğuk kış gecelerinde, sokaklarda “Bozaaa vefanii bozaaa” diye bağıran emektar boza satıcılarını anmadan geçmek istemiyorum. Ben çok küçükken onların sesini duyduğumda korkardım. Gece vakti sokakta bir adamın neden bağırdığını algılamaya çalışırdım o çocuk halimle. Daha sonraları hayatımızın bir parçası haline geldiler. Artık onların sesini duyduğumda korkmuyordum aksine orda oldukları için seviniyordum. Benim için, belki de hepimiz için bir sembol oldular. Boza deyince aklımıza hep onlar gelir. Ama günümüzde yok denecek kadar azaldıkları için o döneme ait bir değer olarak anılarımızda yaşıyorlar.
   Güzel günlerdi; yaptığımız her şeyin bir seremonisi ve anlamı vardı. Şimdilerde artık kalmayan çok özel değerlere sahiptik. Onun için o günleri, çocukluğumu çok özlüyorum.




 Sevgilerimle,
Funda Dikmen