hayata dair her şey..

hayata dair her şey..


17 Kasım 2012 Cumartesi

Duygusal Hikayeler..




İRİ VE İNCE

   Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış. Bir Rus köyünde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir biraz düşününce.
   İri sormuş birgün. "Madem bütün bu denizler birbirine bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha mutlu olmaz
mıydık?" Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf. Çünkü onun mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir. Gerisi hava su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez. Balıklar hiç...
   Katıldı yine de, düştü İri'nin peşine. Akıntıya bıraktı kendini. Bunlar beraberce, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler.
Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek için suya ağ atmıştı. Ve bizimkiler farkına varmadan bu ağa takıldılar. Daha doğrusu İri takıldı. İri ya. İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi. Hem inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri'yi. "E, tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli değilim, eriyip gidecek gibiyim" diyerek, onun gururunu da okşadı. Aşkta, en yanlış şeyler bile mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da... Çünkü aşk, suyun içinde de aşktır.
   Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular. Fakat İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı. Pulları dökülüyordu hergün ve gün geçtikçe daha da yavaşladı. Hatta durdu birgün. Atlantiğin ortasında. Ya döneceklerdi ve İnce kurtulacaktı. Ya da tek bedene düşeceklerdi. Çünkü herkesin Küba'ya kadar yüzecek nefesi kalmayabilir. Hele hastaysa. İri, Küba'ya gitmeyi seçmeden önce, biraz düşündü. O düşündüğü süre kadardı sevgisi, ki o da çok sayılmazdı. En başta sıkılan oydu köyün kıyısından.

   Demek aslında gitmek istiyordu İnce'sinin yanından. Ama bizimki bu durumu anlamadı. Ve onunla Küba'ya varmak için son çabalarla yüzdü. İnsan, sevdiğiyle geçen zamana doyamadığı kadar aşıktır. Balıklar da...
   "İki dakika daha beraber yüzmek, tek başına sağlığına kavuşmaktan iyidir" bile dedirtir aşk insana. Dedirttiği gibi İnce'ye. İki dakika kadar yüzdü ve öldü.

   Yukarı doğru çıkarken zayıf gövdesi, kılçıklarına kadar mutluydu ve gülüyordu. Koca bir balina onu yuttu, bunu da biliyordu. İri, tek kaldı ama, suyun ucunda Küba vardı. Var gücüyle yüzdü. İnce'yi unuttu. İnce'yi unuttuğu kötü oldu. Çünkü onlar birbirlerine beş saniyede bir, nereye  gittiklerini hatırlatıyorlardı ve şimdi on saniye geçmişti ve katiyen hatırlamıyordu. Ne İnce'yi, ne Küba'yı ne de adının İri olduğunu. İnsana adını başkaları hatırlatır, balıklara da...
   O yüzden kayboldu derin sularında Atlantiğin. Ve koca bir balina onu da yuttu. Fakat mucize bu ya, balinanın midesinde İnce'yi buldu. Meğer onları yutan aynı balinaymış, İnce ölmemişmiş, tam tersi midenin sıcaklığında dirilmişmiş. Ama oradan çıkarsa ölecek. İri de oradan giderse, nereye gittiğini ve adını unutucak. O yüzden, artık ikisi de buradalar. Ne fark eder. İnsana sevdiğinin yanı cennettir. Sevmeden hiçbir şeyin tadı olmadığını, bu hikayeyi bilen bütün balıklar bilir.

Ya insanlar?



Alıntıdır..

Sevgilerimle










16 Kasım 2012 Cuma

Duygusal Hikayeler..






EN PAHALI RESİM


   Avrupa'nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde çocuğun biri vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belli ki oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonra ki sene ağabeyinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider. Şanslıdır, tablo satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve ;

"Ağabeyimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum. Tüm param da bu kadar." der.

Ressam bir süre düşündükten sonra tabloyu paketler ve resmi satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.
Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar ;

"Sen ne yaptın! O resmin değeri milyon ederdi. Neden bu kadar az bir rakama sattın?"

Adam cevap verir ;

"Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim. Ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?"
 
 
Alıntıdır..
 
Sevgilerimle
 
 
 
 
 
 
 




 

15 Kasım 2012 Perşembe

Duygusal Hikayeler..




HAYATA HEP GÜZEL BAKMAK
 

    Hastahanenin bir koğuşunda üç kötürüm bulunuyordu. Bunlardan
koğuşa ilk gelen pencerenin önüne , ikincisi ortaya , üçüncüsü ise kapı
kenarına yatırılmıştı.
    Ortadaki hasta iyimser bir adam olduğu için , neşeli konuşmalarıyla ötekileri eğlendiriyor ve kederlerini azaltmaya çalışıyordu. Soğuk bir kış gecesi , pencerenin yanındaki hasta öldü. Onu kaldırdıktan sonra ortadaki hastayı pencerenin önüne , kapının yanındakini de ortaya yatırarak , boşalan yere yeni bir hasta getirdiler. Pencerenin önüne alınan iyimser hasta , dışarıda gördüklerini anlatmaya başladı.
    Yol kenarındaki parkı , dev çınar ağaçlarını , cıvıldaşan kuşları işlerine koşan insanları , neşeli çocukları ve karşı dağlardaki çiçek dolu tarlaları uzun uzun anlatarak , çaresiz durumdaki arkadaşlarını rahatlatıyordu. Adam kısa bir süre sonra , gelip geçenlere isimler takmaya başladı. Öteki hastalar , artık sabah işe gidenlerin , seyyar satıcıların ve akşam vakti yorgun argın eve dönenlerin öykülerini dinleye dinleye , onları gözleri önünde canlandırıyordu.
    Kısa bir süre sonra hastahanenin ruha ağırlık veren havası dağılmış ve bir türlü geçmek bilmeyen can sıkıcı saatleri tatlı öyküler doldurmuştu. Bir gün ortadaki hastanın aklına bir fikir geldi. Eğer pencerenin önündeki hastaya birşey olursa oraya kendisi geçecek ve onun öykülerini dinlemektense , dışarıdaki renkli ve canlı yaşamı kendi gözleriyle görecekti. Bu düşünce günlerce kafasına yer etti. Yattığı yerden hep bunu düşünüyor ve çareler araştırıyordu. Sonunda onuda buldu. Pencerenin önündeki hastaya bazen kalp krizleri geliyordu. Adam bu durumda komodinin üzerindeki ilacına güçlükle uzanıyor ve odada hasta bakıcı olmadığından ilacı kendisi alıyordu.
    Bir gece , pencere önündeki hastaya yine bir kriz geldiğinde , ortadaki
hasta büyük bir gayretle doğrularak onun ilacını devirevirdi. Şişe yere düşmüş ve paramparça olmuştu. Ertesi sabah , pencerenin önündeki
hastayı ölü buldular. Ve onu kaldırdıktan sonra , ortada yatan hastayı
cam kenarına geçirdiler. Adam göreceği manzaranın heyecanıyla dışarıya
baktığında beyninden vurulmuşa döndü.!
    Pencerenin bir kaç metre ötesinde , simsiyah bir duvardan başka hiçbir şey yoktu..
 
 
Alıntıdır..
 
Sevgilerimle